Sevgili okur, merhaba.
Yorgunluğumuzun bir nebze olsun dinmesi için, kısa bir mola vermiştik. Bugün, yolculuğumuza kaldığımız yerden devam ediyor olacağız. Çünkü kişi, yolda olmalıdır. Her zaman, her koşulda, her yerde… Nasılsınız? Dinlenebildik mi biraz? Bu soruya cevabımız ‘hayır’ olabilir. Bu, normaldir. İnsan, bazen mola vermesine rağmen dinlenemeyebilir. Durmak, daha da yorucu hale gelebilir. Çünkü durmak, aynı zamanda kendimizle baş başa kalmamız demektir. İnsan; çok yorgunken kendisiyle baş başa kaldığında, kendi içinde derin bir anlam arama sürecine girebilir. Kendi içerisinde girdiği bu süreç, insanın içindeki karmaşayı artırabilir. Bazen; kendi iç sesimiz, dışarıdaki kalabalık gürültüden daha gürültülü olabilir. Bu ses, insanı içine çekebilir ve sağlıklı düşünüp sağlıklı kararlar verebilmesine ve uygulayabilmesine engel olabilir. Çünkü insan; bu karmaşanın, bu gürültünün içerisinde ‘kaybolabilir’. Bu nedenle; verilen her mola, insanı dinlendirmeyebilir. Aksine, daha da yorabilir. İnsanı bazen; mola vermek değil, yolda yürümek dinlendirir.
Evet, o halde kaldığımız yerden devam edelim. ‘Yol’da olalım. Herkesin yolu, kaderiyle örülüdür aslında. Kader; hangi yoldan gidersek gidelim, peşimizi bırakmayabilir. O halde; insan, kaderini kabul etmelidir. Peki, kaderini kabul etmekten başka ne yapabilir? ‘Kaderini sevebilir’. Bu cevap, bazıları için kabul edilemez gelebilir. Çünkü herkesin kaderi farklıdır. Bazı insanlar kaderiyle barışık kalabilecek bir hayat sürdürebilirken, bazıları ise kaderi altında eziliyor olabilir. Peki, kaderi değiştirmek mümkün müdür? İçinde doğduğumuz toplumu, kültürü, aileyi ve bunların sana getirdiği yazgıyı değiştirmek; değiştirebileceğini düşünmek sadece zaman kaybıdır. Çünkü insan, kendi dışında hiçbir değişimin yönetmeni olamaz. Ama kendi dünyasını değiştirebilir. Dış dünyaya, kendi bakış açısını değiştirebilir. Hayatı, olduğu gibi değil ‘kendince’ yorumlayabilir. Kader; insanın müdahale edip yönetemediği bir gerçeklikse, bu gerçeklikle barışık halde olmak, insanın çıkmış olduğu yolcuğu daha kolay yürüyebilmesini sağlayabilir. ‘Yolda yürürken dinlenebilmek’ böyle bir şeydir işte. ‘Kaderini kabullenip, onunla savaşmayıp, onunla barışıp, onu sevebilmek’
Kaderini sevmek, insanı güçlendiren ve teslimiyetini içeren bir özgürlüktür. Teslimiyet, dışarıya karşı yapılırsa tutsaklığı; kendine karşı yapılırsa özgürlüğü getirir. Sevebilmek, ‘kabul etme’ sonucu doğar. Bazen bu kabulün içinde isyan, bazen nefret; bazen de sevgi, hoşnutluk vardır. İyi ve kötü, güzel ve çirkin gibi zıt kavramları içeren insan yaşamında; insanın, zıtlıkları birlikte kabul ederek; kötü ve çirkin yaşanmışlıklarını, iyilere ve güzellere ulaşmak için zorunlu bir seviye olarak görebilen, hayattan tat alabilen, yaşamının değerini, kendi varlığının değerini bilen insanın kabullenebileceği, anlayabileceği, deneyimleyebileceği bir süreçtir ‘kaderi sevebilmek’.
Kader… Varlığını kabullenip sevildiği sürece, insanın yürüdüğü yolda rehberi olur. Başına gelen her şey, bir şeyler katar insana. Bir ‘anlam’ katar. Hayatın ‘anlamsız’ geldiği ve diplerde hissettirdiği anlar ise, bu ‘anlam’ın inkârı sonucu oluşur. Yani, kader; yola devam edilebilmesi için kabullenilmesi gereken gerçekliğimizdir. Kayboluş ise, kaderi inkârdır.
Kendi içsel yolculuğumuzda kaybolmamamız için, ‘kader’i sevebilmemiz dileği ile…
Görüşmek üzere…