Çoğu zaman bu soruyu ya dışarıdan birilerinin sorduğuna şahit olmuşuz ya da biz kendi kendimize sormuşuzdur. Ve yine, o anki zihnimizi meşgul eden ihtiyaçlar veya ümit ve beklentiler, ulaşılmak istenilen hedeflerin uzaklığı ya da yakınlığını göz önünde bulundurarak cevap vermeye çalışmışızdır.
Mutlu insan sağlık sıkıntısı yaşayan birine göre hiçbir sağlık problemi olmayan kişi olurken, bir başkasına göre güzel bir evi olan veya sıcacık bir yurdu, yuvası, ailesi, çevresinde sevenleri olan kişidir. Bu soruyu herkes kendi iç dünyasındaki öncelik ve önem sırasına göre farklı farklı cevaplandırabilecektir. Gerçi bahsettiğimiz bu hususlar bütün hayatı aynı tempoda mutlu kılacak şeyler değildir.
Aslında bir insanın tüm hayatını kapsayacak şekilde, yaşamış olduğu bütün olumsuzluklara veya noksanlıklara rağmen mutlu olabilmesinin dört tane temel ilkesi vardır.
Bunların en başında gelen temel unsur, kişinin kutsalı, yani Yaratanı ile barışık olmasıdır. Yaratanıyla barışık olmak demek, hayatın tüm zorluk ve sıkıntıları karşısında Onunla olan irtibatın kopmaması demektir. İnsanın en zor anlarda, en zor zamanlarda yardımına sığınacağı, kapısını çalacağı eşiz bir varlığın olmasından daha güzel ne olur? Onunla barışık olmanın en samimi yolu ise yüreğinde Ona olan sevgiyi, Ona olan muhabbeti zedeleyecek, Onun sevgi ve muhabbetini yüreğinde gerilere itecek hiçbir şeyin sevgisine ve muhabbetine yer vermemektir. Allah ile barışık olmanın en belirgin resmi yolu Onun bize bizim de Ona seslendiğimiz mekan olan namazdan geçer.
İnsan için sadece yaratanıyla barışık olması yetmiyor. Mutlu olabilmek için kendisiyle de barışık olması gerekir. İnsanın kendisiyle barışık olması demek benliğinde, insan olması sebebiyle yaratılıştan var olan, onun insan olma yönünü, yani seçkin, üstün kişiliğini geri çekmeye çalışan, üstünü örtme gayreti içinde olan basit nefsani, şehevi duygularına hakim olmasıdır. İnsanın o duyguların arkasından koşması yerine onların kontrolünü ele alarak ardı sıra çekmesi demektir. Kişinin kendisiyle barışık olması demek bir yerde öfkesine, kibrine yenilmemesi, nefsinin arzu ve isteklerini putlaştırmamamsı demektir.
Yaratanıyla ilişkilerinde olduğu gibi bu noktada kişinin bir eğitime ihtiyacı vardır. Bu eğitimin en temel unsuru da Kur’an’ın kendisinde indiği Ramazan ayıdır. Bu ayda –aslında sadece bu ayda değil, her zaman- Kur’anla önce zihinlerin, zihinlerin ardından yüreklerin şekillenmesi istenilir. Oruçla da Kur’anın şekillendirdiği zihin ve yüreklere bir şekilde yerleşmek, onların üzerini kapatmak isteyen arzu ve isteklerin, nefsani ve şehevi duyguların kontrol altında tutulmasının sağlanması istenilmiştir.
Kişinin mutlu olabilmesi için sadece Allah ve kendi ile barışık olması da yetmez. Çevresindeki insanlarla da barışık olması gerekir. Onlarla barışık olmanın yolu da sahip olunanları, yani sende olup da onlarda olmayan veya az olanları paylaşmaktan geçer. Paylaşmak, çevremizdeki insanlarla barış ortamı oluşturmanın tek yoludur. Kur’an da sadaka ve zekat, yani infak olayı üzerinden bu noktaya vurgu yapılmaktadır.
Peki, biz Allah ile barışığız, kendimiz ve çevremizdeki insanlarla da barışığız… Mutluluğumuz için bu durum yeterlimidir? Hayır… Barışık olmamız gereken bir nokta daha var. O da doğa ile, yaşamış olduğumuz çevre, coğrafya, hatta dünya ile de barışık olmamız gerekir.
Kim bilir? Bel ki de Allah bir çok ayetinde Cennet tasvirleri yaparken, biz insanların kendi elleriyle yıkıp bozmadığı bir doğayı zihinlerimizde canlı tutmamız gerektiğinin mesajını veriyordur…
Evet… Mutlu olmak istiyorsanız Yaratanınızla barışık olun… Kendinizle, çevrenizdeki insanlarla ve içinde yaşadığınız doğa ile barışık olun… Aslında Kur’an’ın tüm ayetleri bu bahsettiğimiz noktalarla barışık olmayı telkin eder… Ve aynı şekilde bu huzuru ebedi kılmayı da vaad eder…